1990 küsurlarda epey dinlerdim.
Vefatıyla da epey üzülmüştüm doğrusu.
Bu gece de seni analım Barış Abi.
1990 küsurlarda epey dinlerdim.
Vefatıyla da epey üzülmüştüm doğrusu.
Bu gece de seni analım Barış Abi.
Evet, yine uzun süre sonra bir şeyler karalamak gerektiğini düşündüm.
Sosyal medyanın hayatımıza çok ciddi etkilerini görmekteyiz, hal böyle olunca kısa süre içerisinde sosyal medya uzmanları da türemişler. Böyle bir iş alanı elbette ki açılacak, lakin istihdam sağlarken hangi kriterler göz önünde bulundurulacak merak konusu. Sosyal medya uzmanı olmak için öncelikle sosyal medya araçlarını çok düzgün kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Sıradan bir bilgiden bahsetmiyorum. Yani twitter’dan anlayan biri 140 karakter ve retweet dışında da bir şeyler bilmelidir. En azından benim gözümde uzmanlaşacak biri için aranan en önemli şarttır.
Neyse, sosyal medya sorunları ve benim burada oluşturulmaya çalışılan yararsız istihdama tepkim uzun süre devam edecektir.
Yaklaşık 3 haftadır balık bakmaktayım. İlk olarak beni ataletten kurtaracak bir canlı arayışına girdim. Aslında uzun süre önce balık bakma konusunda kararlıydım ama bu fikri tekrar gözden geçirince ne kadar da mantıklı olduğunu bir kere daha onadım. Hal böyle olunca kısa sürede yeni hobiyi aktif hale getirme amaçlı petshop yolunu tuttum. Adamla bir süre ne olur ne olmaz, nasıl ve ne şekilde bakılır, ilgi alaka ister mi diye konuştuktan sonra her yeniyetme gibi ben de japon balıklarıyla başladım. Aslında pek güzel balıklar. Bakımları da aynı derecede kolay. Lakin yola 4 balıkla başladım ve şu an 2 balıkla devam ediyorum. Kayıpları ne yazık ilk hafta içinde yaşadım. Bunun nedeni de balık bakımını zamanla öğrenmem. Onların her ne kadar bizler gibi bir yaratılışları olmasa da ölümleri kısa süreli bir üzüntü yaratıyor. Yani balık işte, hissetmemiştir bile diyemiyorsun. Bir de otopsisi olmayan bir durum. Neden öldü bu balık?
Bunun nedenini google üzerinde yaptığım araştırmalarda gördüm ki balıkların suyunu temizlerken ısı değişimini göz önünde bulundurmak gerekiyormuş. Yani ılık ortamdaki balığı yeni ama soğuk bir suya attığınızda kısmi bir şok ya da buna benzer bir şey yaşıyormuş ve adapte olamadığı vakit hayata gözlerini yumuyormuş. Su temizlemek her ne kadar masum bir hamle gibi görülse de balıkları ölüme götürebiliyormuş yani…
Aslında balıklar ve onların bakımları hakkında uzun uzadıya bir sürü şey anlatmak istiyorum ama şu an yapmam gereken işlerin olduğu sırada kavga çıktı sanırım. Kısa sürede kaldığım yerden devam edeceğim.
Uzun süre sonra yine bir şeyler karalamak gerekir.
Uzun süredir buraya yazma şansı yakalayamıyorum. Biraz da popüler kültürün etkisiyle sözlüklerde yazmak daha çekici geliyor.
Uzun süre yazı yazacağım bu nedenle nostaljik bir şeyler paylaşmak istedim.
Eskiden yazdığım hikayelere falan göz gezdirdim. Ne de iyi etmişim bu denemeleri yazarak… Şu gün geldiğim nokta, geçen senekiyle epey farklı. Herhangi biri geçen sene buralara geleceğimi söylese sanırım inanmakta güçlük çekerdim. Kariyer planlaması yapan insanlar bile böylesi yükselişleri ütopik bulurlar diye düşünüyorum. Mutluyum çünkü olmayı hayal edemeyeceğim yerdeyim. Lakin şu andan itibaren hayallerim ve bakış açım öylesine gelişti ki gelecek hakkında düşündüklerim çok ama çok farklı noktalarda.
İki ay aradan sonra bloguma bir şeyler karalamayı akıl edebildim. hehe, bravo bana…
İki ay boyunca neler yaptın?
Sorusuyla karşılaşmam kaçınılmaz olacaktır. Öncelikle okulu bir miktar ihmal ederek ciddi miktarda para biriktirdim. İnternet işlerinde ciddi gelişmeler sağladım ve şu an piyasanın en çok satış yapan kişisiyim.
Biriktirdiğim parayla Ankara / Kızılay’da bir ofis kiraladım. Daha doğrusu kiraladık İki arkadaş Kızılay’ın en işlek yerlerinden birinde ofis kiraladık. Bu sırada karşımıza epey sorun çıktı. Misal memur kefil…
Bu sorunu da okulda bana güvendiğini sıkça dile getiren hem memur hem öğrenci bir abimiz yardımcı oldu. Hakkını ödeyemem, tekrar teşekkürler. Ofis işi hallolduktan sonra çeşitli prosedürleri aşmak için muhasebeciye vekalet verildi ve 1 hafta içerisinde tüm işleri halledeceği garantisi alındı. Bu bir haftaya ek olarak bir hafta da ben ekledim ve İzmir’de iki hafta tatil yaptım.
Tatil dönüşü Ankara’da koşturmaca başlıyordu. Yaz okulu, Şirket işleri, Müşteriler ve tabi ailem dışında tanıdığım en değerli kişi sevgilim…
Hepsiyle tek tek ilgilenmek epey zor. Bazen elime yüzüme bulaştırıyor muyum acaba diye düşünmeden edemiyorum. Aynı anda birçok insanı mutlu edebilmek epey güç. İnsan bazen birkaç yerde olabilse ne güzel olurmuş…
Genelde insanlar mutlu olsun diye bir takıntım yoktur lakin bunlar sevdiğim kişiler ve muhteşem işim olunca her şey yolunda gitsin istiyorum.
Kısa zamanda araba almayı düşünüyordum lakin her daim arkamda olduğunu belirten ticaret koçum tarafından parayı şimdilik elimde tutmam söylendi. Mantıklı olduğunu düşünüyorum. En azından yaz aylarında araba piyasasının fahiş fiyatlara sürüklendiği düşünülürse bu görüşe hak veriyorum. Bir süre daha idare edebilirim.
Şimdilik bu kadar, arada tekrar yazacağım. İki ay sonra arabamı aldığımda mesela… Hehe, iyi tatiller herkese…
İnsanlardan daha çok önem verdiğim hedeflerim… Onlara ulaştığımda kaybettiklerimle kaldığım. Yine de seviyorum.
Bir insanı öncelik yapmak yerine hep bir hedefi seçiyorum. Ulaşınca hüsran oluyor ama aynı şey insanlar için de geçerli. Birini elde edince hep sıkılmıyor muyuz zaten… Tek sorunum önceliklerime olan sıkı bağlılığım. Okulu uzatmamdaki yegane sebepte buydu. Hep hedeflerimin peşinden gittim ve şu an tarifi mümkün olmayan mutluluk içerisindeyim. Hedefime o kadar yaklaştım ki her sabah onun için kalkıp ona hizmet eden bir köle gibiyim. Her sabah uyanma sebebim var. Her sabah ” günaydın sevgilim ” mesajıyla uyanmak benim için bir şey ifade etmiyor. Ancak her sabah hedefime bir adım daha yaklaşacak olmak müthiş bir motivasyon oluyor. Bilmiyorum, belki de ileride sağlam bir işkolik olacağım. Haha, hiç zannetmiyorum. Urla ya da Çeşme sahillerinde yaşayan, iş çıkışı dünya ile ilişkisini kesen düzgün bir iş adamı dışında hiçbir şey olmak gibi bir planım yok. Lakin yine biliyorum ki hedeflerim çerçevesinde çok mutlu bir aile hayatım olmucak. Ya da beni anlayan bir eşim, mutluluğumla mutlu olan bir hayat arkadaşım olacak. Bilemiyorum tabi… Ya da….
Ben hedeflerimden vazgeçip sıradan biri olacağım. Yepyeni bir hedefimi daha gerçekleştirdiğimde, ” yeter bu kadar, yeni bir hedefe gerek yok ” diyeceğim. Ama sizi temin ederim o güne kadar salt zafer için yaşayacağım.
Ne yazık ki beni tanımlayan cümledir. Güvenilmez olduklarından falan değil, gayet güvenilir yerler. Lakin kargo sorunum var kardeşim. Kargoculara da özel isyanım var. Yenimahalle gibi Ankara’nın en büyük ikinci ilçesine nasıl böyle yanlış konumlanırsınız lan?
İnsan merkeze bir tane bile şube koymaz mı, bu kadar mı doydunuz paraya…
Geçen arkadaşım bir telefon yolladı, almak için bir telefon parası da taksiye verdim. Kardeşim ben anlamıyorum, merkezden tek otobüsle ulaşım olmayan yer mi olur?
Bütün gün evde bekleyip 5 dakika dışarı çıksam kargocu o sıra geliyor. Tamam, bu bir tesadüf olabilir. Ya kargocunun ben evdeyken gelip kağıt bırakması?
Ulan evdeyim be, insaf! Kapıyı çal bari…
Kargoculardan yan çok şanssızım. Hatta isyankarım, ergenim yani… Zaaaaa diyesim var lan.
Abimle televizyona dikkatlice bakarak ekranlarda boy gösteren habere odaklanmışız.
Haberde şöyle diyor.
Anne ve Babası sağır olan çocukların sağır olmadığı anlaşıldı.
Çocuklardan birinin yaşı 3 birininki 5…
yani biri 5 senedir sağır muamalesi görüyor biri 3 seneden beri…
Bu çocuklar ailede muhabbet olmadığı için konuşamıyorlar lakin işaret dilinde oldukça iyiler.
Sonra aile bireylerinin psikolojileriyle ilgilenen bir gönüllü çocukların sağır olmadığını fark ediyor.
Nasıl mı?
Bu gönüllü sağır çiftin evine gidiyor ve evin kapısı çaldığında çocuklar buna tepki veriyor.
Çocukların sağır olup olmadığını sorduğunda da anne, ” sağırlar ” cevabını veriyor.
Kadın araştırıyor ve çocukların sağır olmadığını ortaya koyuyor.
Abim bana bakıyor.
- Ne kadar enteresan
Cevap veriyorum.
+ Enteresan olan bir şey varsa o da sağır çiftin kapısının çalmasıdır. Manyak mı lan bu insanlar
abim kısa bir süre düşünüyor.
haha…
evet haha…
ulan sağır insanın kapı zili çalınır mı?
Mesela bir ingiliz ismimi söylerken tonlamanın ağzına sıçarak ” ersin ” diyor. Sanki benim muhteşem ismimi söylemiyor da abuk bir şey söylüyor.
Bu da öğrenilmiş bir şey değil midir lan?
Yani bu adama güzel tonlamayla ” ersin ” dedirtmeye çalışsan bile yapamıyor.
Çünkü herif öğrenmemiş.
Bizim ingilizcelerde böyle işte.
Hemen ifşa oluyoruz bence…
Aynı restauranttan söylediğiniz yemeklerin ikisi arasında zaman zaman büyük farklar görülmekte. Tadı her daim tutacak diye bir şey yok lakin yakın olması gereklidir. Nitekim ustası aynı malzemesi aynı fırını aynı her bok aynı, nasıl beceriyorsunuz bu farklılığı çözebilmiş değilim. Bunların yanı sıra kimi zaman yemeğin yanında gelen gerekli / gereksiz şeylerde de bir dolu farklılıklar oluyor. Bazen ketçap ve mayonez kardeşler paketin içine atılırken bazen es geçiliyor. ” ketçap ve mayonez yok mu ” sorusuna da ” sipariş etmiş miydiniz ” diye yanıt alabiliyorsunuz. Tabi bunlar genelde pizza siparişlerinde başa gelen küçük sorunlardır. Pide ve bilumum etli yemek siparişlerinde benzer şeyler olabiliyor. Pidenin yanında gelen közlenmiş biber zaman zaman hakkından feragat ederek restauranttaki yerini koruyabiliyor. Tabi bunlar normal şartlar altında önemsiz gibi görünen lakin müşteri açısından ” hay standardınıza sokayım ” dedirten detaylardır. Ne yazık ki alışveriş yaptığımız yerler bizleri pek ciddiye almamakta. Bu yazının bir sonuca ihtiyacı var, bu nedenle bu bölümü yaparak bitireceğim. Umarım bir gün biz de ” bir şeyi istemeden getiren elemanlar”a sahip oluruz.