Düşüncelerin gizemini kaybettiği blog

Yazılmayanları yazan farklı bir figüran

Author Archive

Neler yapıyorsun?

Posted by Bay Bill on Oca-9-2012

Uzun süre sonra yine bir şeyler karalamak gerekir.

  • İş hayatında bir değişme yok, hala çalışıyorum.
  • Okulda bir değişiklik yok, hala okuyorum. ( 5. sene oldu )
  • Aşk yaşamında bir değişiklik yok, 11 aydır bir kızı çok seviyorum. Çok enteresan olacak ama o da beni seviyor.
  • Yaklaşık 5-6 aydır yalnız başıma kalıyorum. İlk başlarda kolay olmaz diye düşünmüştüm ama insan alışıyor. Misafir de eksik olmuyor tabi.
  • Göztepe maçlarına gitmeye devam ediyorum. Deplasman maçlarını kaçırmamaya çalışıyorum.
  • Bir arkadaşla yeni bir işe giriyoruz. Kâr marjı uzaktan bakınca hoş duruyor, umarım gerçekten öyledir.
  • Yılbaşı akşamı müthişti.
  • 11 ocak 2012 tarihinde İzmir’de olacağım inşallah.

Uzun süredir buraya yazma şansı yakalayamıyorum. Biraz da popüler kültürün etkisiyle sözlüklerde yazmak daha çekici geliyor.

Neler oluyor hayatta?

Posted by Bay Bill on Ara-6-2011

Uzun süre yazı yazacağım bu nedenle nostaljik bir şeyler paylaşmak istedim.


Eskiden yazdığım hikayelere falan göz gezdirdim. Ne de iyi etmişim bu denemeleri yazarak… Şu gün geldiğim nokta, geçen senekiyle epey farklı. Herhangi biri geçen sene buralara geleceğimi söylese sanırım inanmakta güçlük çekerdim. Kariyer planlaması yapan insanlar bile böylesi yükselişleri ütopik bulurlar diye düşünüyorum. Mutluyum çünkü olmayı hayal edemeyeceğim yerdeyim. Lakin şu andan itibaren hayallerim ve bakış açım öylesine gelişti ki gelecek hakkında düşündüklerim çok ama çok farklı noktalarda.

Wuups!

Posted by Bay Bill on Eki-10-2011
  • Okulu bitiren arkadaşlarımı yalnızca facebook’da görebiliyorum.
  • Okulu bitiren herkes neden boşluğa düşüyor lan?!
  • Göztepe maçlarını iple çeker hale geldim.
  • Yazın hayatımda epey gerileme oldu. Nedenini internet işlerine bağlıyorum.
  • Ali Çavuş’tan Atatürk’ün zorluk geçen 5 yılını okuyorum. Daha doğrusu Ali Çavuş’un akrabasının derlemesinden.
  • Gazi Üniversitesi Kütüphanesine epey borcum olmuş, geçen borcumdan dolayı kitap vermediler, o kadar olmuş işte…
  • Hala bir araba alamadım.

İş İş İş…

Posted by Bay Bill on Tem-4-2011

İki ay aradan sonra bloguma bir şeyler karalamayı akıl edebildim. hehe, bravo bana…

İki ay boyunca neler yaptın?
Sorusuyla karşılaşmam kaçınılmaz olacaktır. Öncelikle okulu bir miktar ihmal ederek ciddi miktarda para biriktirdim. İnternet işlerinde ciddi gelişmeler sağladım ve şu an piyasanın en çok satış yapan kişisiyim.
Biriktirdiğim parayla Ankara / Kızılay’da bir ofis kiraladım. Daha doğrusu kiraladık İki arkadaş Kızılay’ın en işlek yerlerinden birinde ofis kiraladık. Bu sırada karşımıza epey sorun çıktı. Misal memur kefil…
Bu sorunu da okulda bana güvendiğini sıkça dile getiren hem memur hem öğrenci bir abimiz yardımcı oldu. Hakkını ödeyemem, tekrar teşekkürler. Ofis işi hallolduktan sonra çeşitli prosedürleri aşmak için muhasebeciye vekalet verildi ve 1 hafta içerisinde tüm işleri halledeceği garantisi alındı. Bu bir haftaya ek olarak bir hafta da ben ekledim ve İzmir’de iki hafta tatil yaptım.

Tatil dönüşü Ankara’da koşturmaca başlıyordu. Yaz okulu, Şirket işleri, Müşteriler ve tabi ailem dışında tanıdığım en değerli kişi sevgilim…

Hepsiyle tek tek ilgilenmek epey zor. Bazen elime yüzüme bulaştırıyor muyum acaba diye düşünmeden edemiyorum. Aynı anda birçok insanı mutlu edebilmek epey güç. İnsan bazen birkaç yerde olabilse ne güzel olurmuş…
Genelde insanlar mutlu olsun diye bir takıntım yoktur lakin bunlar sevdiğim kişiler ve muhteşem işim olunca her şey yolunda gitsin istiyorum.

Kısa zamanda araba almayı düşünüyordum lakin her daim arkamda olduğunu belirten ticaret koçum tarafından parayı şimdilik elimde tutmam söylendi. Mantıklı olduğunu düşünüyorum. En azından yaz aylarında araba piyasasının fahiş fiyatlara sürüklendiği düşünülürse bu görüşe hak veriyorum. Bir süre daha idare edebilirim.

Şimdilik bu kadar, arada tekrar yazacağım. İki ay sonra arabamı aldığımda mesela… Hehe, iyi tatiller herkese…

Ah şu önceliklerimiz

Posted by Bay Bill on May-6-2011

İnsanlardan daha çok önem verdiğim hedeflerim… Onlara ulaştığımda kaybettiklerimle kaldığım. Yine de seviyorum.
Bir insanı öncelik yapmak yerine hep bir hedefi seçiyorum. Ulaşınca hüsran oluyor ama aynı şey insanlar için de geçerli. Birini elde edince hep sıkılmıyor muyuz zaten… Tek sorunum önceliklerime olan sıkı bağlılığım. Okulu uzatmamdaki yegane sebepte buydu. Hep hedeflerimin peşinden gittim ve şu an tarifi mümkün olmayan mutluluk içerisindeyim. Hedefime o kadar yaklaştım ki her sabah onun için kalkıp ona hizmet eden bir köle gibiyim. Her sabah uyanma sebebim var. Her sabah ” günaydın sevgilim ” mesajıyla uyanmak benim için bir şey ifade etmiyor. Ancak her sabah hedefime bir adım daha yaklaşacak olmak müthiş bir motivasyon oluyor. Bilmiyorum, belki de ileride sağlam bir işkolik olacağım. Haha, hiç zannetmiyorum. Urla ya da Çeşme sahillerinde yaşayan, iş çıkışı dünya ile ilişkisini kesen düzgün bir iş adamı dışında hiçbir şey olmak gibi bir planım yok. Lakin yine biliyorum ki hedeflerim çerçevesinde çok mutlu bir aile hayatım olmucak. Ya da beni anlayan bir eşim, mutluluğumla mutlu olan bir hayat arkadaşım olacak. Bilemiyorum tabi… Ya da….
Ben hedeflerimden vazgeçip sıradan biri olacağım. Yepyeni bir hedefimi daha gerçekleştirdiğimde, ” yeter bu kadar, yeni bir hedefe gerek yok ” diyeceğim. Ama sizi temin ederim o güne kadar salt zafer için yaşayacağım.

Ne yazık ki beni tanımlayan cümledir. Güvenilmez olduklarından falan değil, gayet güvenilir yerler. Lakin kargo sorunum var kardeşim. Kargoculara da özel isyanım var. Yenimahalle gibi Ankara’nın en büyük ikinci ilçesine nasıl böyle yanlış konumlanırsınız lan?
İnsan merkeze bir tane bile şube koymaz mı, bu kadar mı doydunuz paraya…
Geçen arkadaşım bir telefon yolladı, almak için bir telefon parası da taksiye verdim. Kardeşim ben anlamıyorum, merkezden tek otobüsle ulaşım olmayan yer mi olur?

Bütün gün evde bekleyip 5 dakika dışarı çıksam kargocu o sıra geliyor. Tamam, bu bir tesadüf olabilir. Ya kargocunun ben evdeyken gelip kağıt bırakması?
Ulan evdeyim be, insaf! Kapıyı çal bari…
Kargoculardan yan çok şanssızım. Hatta isyankarım, ergenim yani… Zaaaaa diyesim var lan.

Öğrenilmiş bir şeyler…

Posted by Bay Bill on Nis-25-2011

Abimle televizyona dikkatlice bakarak ekranlarda boy gösteren habere odaklanmışız.

Haberde şöyle diyor.
Anne ve Babası sağır olan çocukların sağır olmadığı anlaşıldı.
Çocuklardan birinin yaşı 3 birininki 5…
yani biri 5 senedir sağır muamalesi görüyor biri 3 seneden beri…
Bu çocuklar ailede muhabbet olmadığı için konuşamıyorlar lakin işaret dilinde oldukça iyiler.
Sonra aile bireylerinin psikolojileriyle ilgilenen bir gönüllü çocukların sağır olmadığını fark ediyor.
Nasıl mı?
Bu gönüllü sağır çiftin evine gidiyor ve evin kapısı çaldığında çocuklar buna tepki veriyor.
Çocukların sağır olup olmadığını sorduğunda da anne, ” sağırlar ” cevabını veriyor.
Kadın araştırıyor ve çocukların sağır olmadığını ortaya koyuyor.

Abim bana bakıyor.
- Ne kadar enteresan
Cevap veriyorum.
+ Enteresan olan bir şey varsa o da sağır çiftin kapısının çalmasıdır. Manyak mı lan bu insanlar

abim kısa bir süre düşünüyor.
haha…
evet haha…
ulan sağır insanın kapı zili çalınır mı?

Mesela bir ingiliz ismimi söylerken tonlamanın ağzına sıçarak ” ersin ” diyor. Sanki benim muhteşem ismimi söylemiyor da abuk bir şey söylüyor.
Bu da öğrenilmiş bir şey değil midir lan?
Yani bu adama güzel tonlamayla ” ersin ” dedirtmeye çalışsan bile yapamıyor.
Çünkü herif öğrenmemiş.
Bizim ingilizcelerde böyle işte.
Hemen ifşa oluyoruz bence…

Belirsiz servis kültürü

Posted by Bay Bill on Nis-10-2011

Aynı restauranttan söylediğiniz yemeklerin ikisi arasında zaman zaman büyük farklar görülmekte. Tadı her daim tutacak diye bir şey yok lakin yakın olması gereklidir. Nitekim ustası aynı malzemesi aynı fırını aynı her bok aynı, nasıl beceriyorsunuz bu farklılığı çözebilmiş değilim. Bunların yanı sıra kimi zaman yemeğin yanında gelen gerekli / gereksiz şeylerde de bir dolu farklılıklar oluyor. Bazen ketçap ve mayonez kardeşler paketin içine atılırken bazen es geçiliyor. ” ketçap ve mayonez yok mu ” sorusuna da ” sipariş etmiş miydiniz ” diye yanıt alabiliyorsunuz. Tabi bunlar genelde pizza siparişlerinde başa gelen küçük sorunlardır. Pide ve bilumum etli yemek siparişlerinde benzer şeyler olabiliyor. Pidenin yanında gelen közlenmiş biber zaman zaman hakkından feragat ederek restauranttaki yerini koruyabiliyor. Tabi bunlar normal şartlar altında önemsiz gibi görünen lakin müşteri açısından ” hay standardınıza sokayım ” dedirten detaylardır. Ne yazık ki alışveriş yaptığımız yerler bizleri pek ciddiye almamakta. Bu yazının bir sonuca ihtiyacı var, bu nedenle bu bölümü yaparak bitireceğim. Umarım bir gün biz de ” bir şeyi istemeden getiren elemanlar”a sahip oluruz.

- Pardon, köfte alabilir miyim?
+ Bir saniye…

bekle bekle bekle…

+ Hangisinden?
- Şundan… ( el ile gösterilir )
+ Tekirdağ köfte mi?
- Valla memleketini bilmiyorum.
+ ehuehuehu
- ehe, ( gülme lan karizmatik takıl ) ( ben bunları hep yapıyorum havası )

Tesbih sallamak

Posted by Bay Bill on Nis-3-2011

Bir İzmir beyefendisini bile esir alabilecek muhteşem eylemdir. Diğer ülkelerde varlığı ve kullanımı hakkında pek bilgi sahibi değilim ama önemli bir kültür bence… Hatta koleksiyoncusunun olduğunu da düşünmekteyim. Lakin liseli kardeşlerimiz için Kızılay meydanında 1 TL’ye de çeşit çeşit tesbih mevcut.

Yıllar yılı toplum içerisinde tesbih sallamaktan imtina eden, hatta hayatının herhangi bir anında durmaksızın 5 dakika tesbih sallamamış biri olarak son zamanlarda iyice ilgimi çeken bir şey. Çevreden gelen tepkilere bir süre kulak asmazsanız tesbih sallama yolunda önemli yol katedersiniz.