Düşüncelerin gizemini kaybettiği blog

Yazılmayanları yazan farklı bir figüran

Archive for Aralık, 2010

Bir hoca gibi vaaz falan vermeyeceğimi herkes biliyor.
Herhangi bir bağnaz dindar gibi olayı dine de getirmeyeceğim. Lakin bu dini terim kullanmama engel değil.
89 yılında dünyaya geldim. 21 sene olmuş. Kendimi 6 yaşımda bilmeye başladım. Yaptığım eylemlerde mantık aradığım yıllar o zamanlardı. Flu olarak hatırlasam da o yıllarda da yeni yıla girerken haram mı, bizim bayramımız mı, neden kutluyoruz diye absürt muhabbetler dönerdi. Bunların yanında iyi şeyler olmaz mıydı?
Elbette olurdu. Küçükken televizyonda canlı şovlar olurdu. Gecenin ilerleyen saatlerinde ortamı şenlendiren dansözleri falan saymıyorum. Onlar bir üst noktaydı lakin biz tam olarak ekipmanların nasıl kullanılacağı hakkında bilgi sahibi değildik. Kayıp yıllar yani…

Yine bir yeni yıl geldi. Hristiyan nüfusun fazlalıkta olduğu bilumum ülkelerde güzel bir alışveriş trafiği var. Ülkemiz de bu olaya dahil olmaya çalışıyor. Tabi bizim işimiz bayramla değil daha ziyade yeni yıl ile…
Bir miktar sakin kafayla düşününce, aslında yeni yıllar bize hiç güzel şeyler getirmiyor. 70 milyonda 4-5 milli piyango talihlisini saymazsak…

Bizler yeni yıla mutlu mesut girerken, üst kademeler bu adamların mutluluğundan nasıl faydalanırız hesabı yapıyor. Ben çocuktum, yeni yıla girerken birçok şeye zam geçirirlerdi.
21 yaşımdayım daha katmerlenmiş bir şekilde zamı geçiriyorlar.
Yıllar geçti, hükümetler değişti lakin bu geçirme politikası bir türlü değişmedi.
Biz zengin olmayan bir ülkenin evlatları olarak yeni yıla girmeyi sevinçle karşılamıyoruz, üstümüze gelmeyin artık!
mutlu falan değiliz biz.
Bir gün sonra doğalgaza, elektriğe, suya, telefona ve bineceği otobüse daha fazla para verecek bir insan nasıl mutlu olabilir ki?

Bu arada…

Geçen sene yeni yıla girdiğimizde 7 üniversiteli arkadaşımız ” doğalgaz ” yüzünden evde ölü bulunmuştu. Bir tanesi Göztepeli kardeşimiz Özgür’dü. Yani yeni yıl bize hem Özgür hem de Diğer 6 arkadaşı için uğursuz gelmişti. Onları da anmış olalım.

Dün sakarya caddesinin bitiminde konuşlanmış ” 3e inn pub ” da değerli dostlarımla birlikteydik. Her zamanki gibi entelektüel tartışmalar başlamıştı ki konu makyavelizme geldi. Bu konuda ne kadar duyarlı ve katı olduğumu bilmeyen yoktur. Makyavelli’den daha makyavelist olduğumu düşünüyorum. Hatta birileri bu felsefeyi daha ileri taşıyacaksa bunun ben olduğum yönünde doğuştan gelen bir seçilmiş olduğumu da sık sık tecrübe ediyorum.

Makyavelizm nedir? diye sordu bir arkadaşım. Ortama pek uyum sağlayamayan bir arkadaştı. Sık sık şu nedir bu nedir diye soran o magazinci hatunlar gibiydi. Hoş bir şekilde yaptım tanımımı… Örnekledim makyavelizmi…
Lakin, beğenmedim diyerek itiverdi güzelim makyavelizmi.
Karakter sorunuymuş makyavelizm. Haha, 21. yüzyılda hâlâ karakter problemleri çözmeye çalışıyoruz. Matematiğin klişesi havuz problemiyse felsefenin klişesi de makyavelizm’dir. Karakter nedir abi, ne işe yarar ve varlığı nasıl anlaşılır?
Makyavelizm gibi net bir tanımı var mıdır?
Kesinlikle yoktur!
100 kişiye sorsanız yüzü de karakteri farklı tarif eder. Oysa sadece asillerin üzerine titrediği makyavelizm öyle mi?
2010 yılında yaşıyoruz. Teknoloji almış başını gitmiş, biz hâlâ karakter ritüeline kapılmış gidiyoruz.
Olmaz sevgili dostlar, olmaz!