Düşüncelerin gizemini kaybettiği blog

Yazılmayanları yazan farklı bir figüran

Archive for Kasım, 2010

Şizofreni yalnız oynanmaz

Posted by Bay Bill on Kas-15-2010

yeni bir açılımdır. tarafımdan tüm şizofrenleri baz alarak üretilmiş hoş bir zirvedir.

lakin zirvenin isim babası ben değilim, bu yüzden bir miktar boynum bükük.

sizofreni bir ruh hastalığıdır. yani fiziksel bir belirtisi yoktur. bir tek milleti ağız ishali yaptığı bilinmektedir. her ne kadar şizofreni ruh hastalığı olsa da sorunu hep şizofren olmadığını iddia edenler çıkarır. yani bir şizofren ” evet, ben şizofrenim ” dediği zaman tedavi edilebilir ya da kendi isteği doğrultusunda yaşamına devam edebilir. lakin insanların sürekli olarak ” şizofren bu, siktir git piç şizofren ” demesi neyin nesidir. siz çok sağlam bir ruh hali içerisinde yaşadığınızı falan mı düşünüyorsunuz kuzum?

entelektüel bilgi vermek gerekirse ” dünya’yı şizofrenler yönetir ” diyebiliriz. bunu kıçımızdan uydurmuyoruz, birçok büyük adamın, özellikle savaşçının şizofren olduğu bir gerçektir.

özellikle 2. dünya savaşı sırasında insanlar şizofreni’yi daha iyi tanır hale gelmiştir.

şizofreni, tedavi edilmediğinde ölümcül bir hastalıktır aynı zamanda… bir tür psikolojik kanser de denilebilir.

şimdi gelelim bizlerin yaptığı hataya…

insanları şizofren diye nitelendirirken kendimizin bir paranoyak gibi göründüğü gerçeğini aklımızdan çıkarmamalıyız. şizofreni yalnızca işi bilen biri tarafından teşhis edilmesi gereken ruh hastalığıdır. boyutlarını da tedaviyi sürdürecek kişi belirler. götümüzden ” şizofreeennn ” naraları atmanın hiçbir anlamı yok. kaldı ki kişi şizofren değilse siz sağlam bir paranoyak oluyorsunuz.

kafanızı siktim lakin bitiriyorum;

şizofreni sanılanın aksine bulaşan da bir hastalıktır. yeter ki kendine mitoman olabilecek sağlam bir kaynak bulsun…

sizlere vereceğim eğitimin sonuna geldik

konuyla kısmen alakalı bir söz ile bitirmek hoş olacaktır.

it’s not a lie if you believe it

george costanza

garip solcudur. internet ve araştırma konusunda kendini geliştirmemiş solcu da olabilir.

6-7 milyar insanlık dünya’da tüm global web sitelerinin amerika’dan çıkması bir tesadüf müdür?
bu web sitelerininin tüm sistemlerinin amerika’da olması ve doğuş yerlerinin amerika olması?
sistemi geliştirenlerin genelinin amerikan olması?

facebook mesela, çok mu orijinal bir fikirdi?
ilkokul arkadaşını bul, ulan bir sürü böyle projeyi çatır çatır yemedik mi millet olarak?
formspring bir kur sitesinden öte bir şey mi?
twitter’ı bu kadar ünlü yapan nedir, nasıl girdi hayatımıza?

amerika, hayatımıza ve gizliliğimize alenen girmişken hâlâ sosyal ağ üzerinden amerika’yı kötülemek nedir?
adamlar ustaca interneti de ele geçirdiler, dünya insanlarınının büyük bir bölümü internete girdiğinde bu web sitelerine en az bir kere uğruyorlar. biz biraz farklıyız, biz diğer sitelere biraz uğruyor, geniş zamanımızı bu sosyal ağlarda geçiriyoruz.

the social network filmini izledikten sonra kimi programcılarda, bende olduğu gibi bir kıpırdanma olmuştur. yahu bu marc’ın yaptığını biz de yapabiliriz. daha iyisini de yaparız lakin tutmaz. hangi yurdum insanının projesi doğru düzgün tutmuş ki zaten?
ülkenin gücü yoksa sen bir hiçsin… ya da öyle ya da böyle amerika vatandaşı değilsen internette bir hiçsindir. bi’ orkut’umuz var o da amerika’da yaşayan bir türkün sitesi, hepsi bu…

biz ne kadar büyük projelere imza atarsak atalım yine de türkiye ile sınırlı kalacak. ekşi sözlüğü bir yabancı bulsaydı eminim ki wikipedia bile daha önce açılırdı. ekşi çok daha farklı bir platform olurdu. bütün dünya insanları girerdi falan, öyle bir sözlük düşünsenize…

bunların dil ile de alakası var tabi.

neyse kafanızı siktim, bir arkadaşım paylaşımımı beğenmiş ona bakmam ve aynı şekilde bir şeyini beğenmem ya da onu dürtmem gerekiyor.

Gitmek cesaret ister ufaklık

Posted by Bay Bill on Kas-11-2010

Gitmek cesaret ister ufaklık
Gideceğin yer neresi olursa olsun
Sevdiklerinle arana mesafe girince
Varacak yerin hiçbir anlamı kalmaz
Vedalaşmakta zor iş biliyor musun?
oturursun kıçına, bakarsın sevdiklerine
gittikçe ufalırlar, ufalırlar kaybolurlar
o zaman anlarsın işte vedalaşmak asıl kalana değil gidene koyar
100 defa söyledim sana hüzünlü değilim ben mizacım böyle
bak şarabımla beraberim çocukluğumdan beri hayaller kuruyorum şarabımdan ayrılmadan hem de
ben şarabımdan ayrılmıyorum o da bana bunca hileye rağmen hala hayal kurdurmaya devam ediyor.

alıntı

5 kasım 2010

Posted by Bay Bill on Kas-5-2010

Halkçı Ecevit’in aramızdan ayrılması…

” şu hanıma haddini bildiriniz ” lafını hatırlamayan orta yaşlı yoktur memlekette. Kararlıydı. Geleceği görebiliyordu.
Evet, görebiliyordu. Tayyip Erdoğan’ın gelişini ilk anlayan liderlerdendi. Tarih, Türkiye’nin başına nasıl bir çorap örmüştü?
Milliyetçi, Halkçı Ecevit eriyordu günden güne… Tanrım, Nasıl bir kader bu?

Milliyetçi bir lider… Ne kadar özlemini çekmişti bu ülke bunun?

Bir gün rastgele gezerken internette, Ecevit’e takıldı gözüm. Aynı gün doğmuşuz diyerek başladım hayatını araştırmaya.
Bir de baktım ki genel olarak karakterlerimiz uyuyor. Giderek artıyordu araştırma isteğim. Her geçen gün biraz daha katmerlenerek devam etti Ecevit sevgim. O sonsuzda sona yaklaşırken benim sevgim artıyordu. Hâlâ artıyor.

Seni unutmayacağız beyaz güvercin!..

Islıkla değişen hayatlar

Posted by Bay Bill on Kas-4-2010

Sıradan bir gün yine tpe’ye doğru hayli şizofren şekilde yürüyorum. kafamda bir sürü hikayeler kuruyor, güzel olanların giriş kısmını kağıda yazıyorum. Hafiften tırlatıyorum. Zaten bu yenimahalle yolunu kullanıpta tırlatmayan yok… Toprağından mıdır çiminden midir anlamadım gitti.

Bir liseli takılıyor gözüme. Tam benim lisedeki halim… Çantanın iki kolu da sıkı sıkıya ellerle tutulmuş. Aynı zamanda sırtta çanta, o kadar garantici bir kardeşimiz. Boyu 1.60 civarıdır. Bir arkadaşını gördü uzaklarda, lakin ıslık çalamadığından önce bir miktar heyecan yaptı, bir iki kere zıpladı sonra arkadaşına doğru koşturmaya başladı. Bir hussain bolt misali, hedefine doğru koşuyordu. Tek istediği arkadaşına yetişip başarıya giden bu yolu yalnız gitmemekti. Ben de bu tarihi an’a tanıklık ediyorum. Arkadaşına yetiştiğinde üst geçite gelmiştik. Arkadaşına arkadan koşarak yaklaştı ve elini omzuna attı, işte bu!
Sonuca ulaşmıştı. 20-30 metre fazla koşmasının nedeni bu güne kadar küçümsediğimiz ıslık yüzündendi. Ne hüzünlü!..

Ben de çalamıyorum ıslık. Mesela 10 metre ileriden geçen otobüs ya da dolmuşa en fazla el kaldırabiliyorum. Şanslıysam görüyor şöför, aksi halde bir sonraki vasıtayı bekliyorum. Oysa bizim otobüs ve dolmuş şöförlerimiz 100 metre uzaklıktaki ıslık sesini doğuştan gelen sensörleriyle algılıyor, bunu kendilerine olup olmadığını ayırt edip vasıtayı hareket ettiriyorlar.

Bir adam denk geldi bu akşam.
Otobüs giderken 30 metre geriden afili bir ıslık çaldı ve durdurdu otobüsü…

Ben olsam el kaldırırdım.
En fazla ” kaptannnnnnnnnnnnnn, reisssssss, ustaaaaaaaaaa, abiiiiiiiiii ” şeklinde seslenebilirdim. Oysa bu otobüse binemezsem statümü sker atardı. Keşke çalabilseydim şu ıslığı… Gitar kursu yerine açılsa bir ıslık kursu, gitmeyen ersin ne olsun!

Yeni dünya düzeni

Posted by Bay Bill on Kas-1-2010

Eskiden insanlar; ilkokul, lise ya da ne bileyim anaokulu falan yapmak için uğraşırdı. Hatta bu bir prestij meselesiydi. Şimdilerde insanlar üniversite açmak için birbirini yiyor. Yahu tamam herkes üniversiteli olacak.

Solaklar, sırf zeki insanlar diye neden hayatları zorlaştırılıyor. Bizden faydalanın ey solak olmayan insanlar. Makas sizin için tamam, mouse keza lakin bu sol elle yemek yenmez muhabbeti nedir canım, oldu mu?

Evdeki grip salgını nedeniyle ıhlamurumla geziyorum. Arkadaşlarla aynı ortamda 5 dakika durunca hemen içiyorum sıcak ıhlamurumu. Ben öğrenci adamım arkadaş, kendimi korumam lazım.

Uygulama dersinde hocayı şaşırtan performansımla göz kamaştırıyorum. Geçen sene imkansızı başararak kaldığım derste 3 haftadır tüm işleri ustalıkla ve ilk bitirmenin haklı gururunu yaşıyorum. Bu başarıyı bir kez daha tekrarlarsam okul tarihine yılın öğrencisi ( ya da ineği ) olarak geçecekmişim.

Mikroişlemcilerden kalırsam bu hocaya ettiğim hakarettendir, bilesiniz.

Cepheden meclise büyük önder ile 24 yıl – Cevat Abbas Gürer’in 4. nesil akrabası tarafından derlenmiş.
Bir ansiklopedi misali… Kitabı okudukça bilmediğim kelimelerin çokluğundan yakınır oldum.

Okulun yemekhanesini kullanır oldum. Ne güzel yemekler çıkıyormuş oysa…

Ecevit ile aynı gün doğmamıza rağmen birbirimize pek benzemiyoruz. Yani kısmen benziyoruz. Tamam tamam, sadece güzel huyları benzeştiriyorum. Mesela o romantik ben değilim. O zeki, ben de öyleyim gibi…

Bu bir bilgilendirme değil, soru yazısı olacak. Yani bir soruyu sorup üzerine bir miktar da öteceğim.

Her tartışmada Türkiye’de yaşayan insanların %95′lik kısmının müslüman olduğu söylenir. Bu araştırılmış bir şey değil elbette, vakt-i zamanında bir büyüğümüz böyle demiş bu da dilden dile dolaşırken cümlelerde ritüel halini almış.
Meselenin gerçeğini öğrenmek epey zor. Ateist ve agnostik bireylerin son yıllarda arttığı, lakin nüfuslarındaki din ibaresini hâlâ değiştirmedikleri düşünülürse gerçekten içinden çıkılmaz bir durumdur.

Bunlar pek mühim değil, kurban bayramı geliyor. Herkes yine öyle ya da böyle kurbanını kesecek. Kimisi yine kızgın hayvanları kaçıracak, kimisi sakinleştiriciyle hayvanı durduracak, kimi kasap hayvanı keserken kendini kesecek, kimi kesimler yarım kalacak, kimisi duayı eksik okuyacak falan falan…

Kurban bayramı sırasında sıkça duyduğumuz bir cümle varsa o da ” islami usullere göre kesim ” dir. Çocukluğuma dair hatırladığım en net şeylerden biri. Her bayramda kafamıza kakarlardı. Sadece o değil son günlerde cinselliğin de islami usulü tartışılıyor. İslam hayatımızın her yerinde.

İşte buradan yola çıkarak her gün birçok insanla aynı parayı verdiğim otobüste neden ayakta gidiyorum diye sorguluyorum. Otobüsü benden çok kullanan bireyler benimle aynı parayı veriyor ve konforlu gidiyor. Tabi bu işin mübalağa ile göze sokulmuş yönü… Ben artık islami usullere göre, herkesin eşit olduğu, herkesin rahat rahat taşındığı bir taşımacılık sektörü icat edilsin istiyorum. Ya da şöyle bir soru soruyorum, biz islami usullere göre taşınıyor muyuz?

Hayır, biz insanız o yüzden soruyorum.