Düşüncelerin gizemini kaybettiği blog

Yazılmayanları yazan farklı bir figüran

Archive for Ağustos, 2010

Son günlerde sıkça karşılaştığım problemdir. Uzun yıllardır yazmak, yazılanları da yorumlamak güzel şey ancak blog kültürünün makale yazımı konusunda insanı körelttiğini düşünüyorum. Özellikle kompozisyon derslerinde dayatılan ” giriş, gelişme, sonuç ” bölümü için makaleciler sıkça zorluk çekmektedirler. Elbette kompozisyon derslerindeki kadar keskin bir giriş gelişme sonuç beklemiyoruz makalelerden..

Makale yazarken olayı 3. şahısmış gibi anlatmak gerekiyor. Bu da dolaylı olarak bazı kelimelerin kullanımına ket vuruyor. Bir de eklere ekstra önem göstermeniz gerekiyor ki çok uzun zamanınızı alıyor. Bazen bir kelime için bütün bir cümleyi değiştirmeniz, bu cümleye bağlı olarak da bütün bir paragrafı değiştirmeniz gerekiyor. Bu yüzdendir ki blog yazımını biraz seyrek hale getirdim. En nihayetinde belgeli ve düşünceli makaleler çok daha fazla ilgi çekmekte, kişinin ” entelektüel ” bilgisini daha net göstermektedir.

Elbette ki blog tutup bizler gibi günlük olayları yazmayanlar da vardır, onları tenzih ederim. Günlük tarzı tuttuğumuz bu blogların gün gelip birer bilgi kaynağı haline dönmesi, veritabanındaki her bilginin gelecekte rehber olması yazarı sevindirecektir.

Şu sıralar ” joseph fouche ” nedeniyle fransız devrimi üzerine bir şeyler karalamaktayım. Fransız devrimi hakkında kaynak bulmak, bu kaynakları birbiriyle karşılaştırmak oldukça zor oluyor.

Küçük bir anekdot vermek gerekirse ” marie antoinette ” nin üzerine yıkılan ve saçma da olsa fransız ihtilalinin başlangıcı olarak kabul kabul edilen ” ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler ” lafı hakkında somut bir kanıt yok… Henüz böylesi bir bilgiye rastlamadım. Demem o ki sevgili dostlar, tarih kitapları, ya da sözümona aydınlar o kadar da ” bilgi saçan ” konumda değiller.

Sivrisinek paranoyası

Posted by Bay Bill on Ağu-17-2010

Yaz aylarının vazgeçilmezidir sivrisinekler.
En önemli özellikleri ışığa duyarlı olmaları ve uykunun içine etmeleridir. Pis olduklarından mütevellit birçok insanı gece boyu uykusuz bırakabilirler… Küçük kanatlarıyla öylesine rahatsız edici sesler çıkarırlar ki tüm gün bunun nasıl bir kanat çırpış olduğuna kafa yorarsınız.

İşte ” sivrisinek paranoyası ” başlıklı konumuzun giriş kısmı bu şekilde…
Son günlerde kafamı yastığa koymamla birlikte sivrisinek sesi duyuyorum. Evet, bildiğiniz ” vızzz ” sesi…
Dikkatimi toplayıp kulağımı sesin geldiği yöne veriyorum ve o andan itibaren ses kesiliyor. Bu bir ritüel halini aldı diyebilirim. Hastalığa isim koymak ne yazık ki bana kaldı, ” sivrisinek paranoyası ” olarak nitelendirdim.

Bir anekdotu paylaşmak gerekirse;
Dün sabah saatimi 9′a kurmuşum. Kaldı ki sabahın 5′ine kadar bilfiil ayakta durmuş, kah ders çalışmış kah kitap okumuşum. Sınavım da saat 13.00′de başlayacak…
Neyse normalde geç yattığımda kalkmamak için uzun süre diretirim. Bu sefer aynı olmadı.
Önce mahmur şekilde uyandım ve telefonu kontrol etme gereği duydum. O da ne, uyandım ama saat hala 8.45…
İyi de ben zaten geç yattım, nasıl erkenden uyanıverdim, acaba vücut saatim artık beni bu saatte uyanmaya mı itiyor?
Kısa süren bir mutluluk ve ardından her mutluluğun sonunda ortaya çıkan sivrisinek…
Evet, odama öyle bir sivrisinek girmiş ki abartmıyorum bu sivrisinek eğitilse birçok derde deva olur.
Öncelikle devasa bir büyüklüğü olan bu sivrisinek ciddi şekilde ortama ses yayıyor. Bu bağlamda ramazan davulcusu yerine mahallede gezse ben zannetmiyorum ki herhangi biri sesi duyup uyanmasın…

Bu da böyle bir anımdır.
Bu gece İzmir’e uçuyorum. ( hep ” bu gece uçuyorum ” demek istemişimdir. Cem Yılmaz stili bir cevap vermeyiniz lütfen, iyi günler… )

Tarihin arka odasında sabahlamak

Posted by Bay Bill on Ağu-15-2010

Evet, bir miktar geç fark ettiğim programdır tarihin arka odası….
Murat Bardakçı’nın zaman zaman antipatik tavırları, konukların yayın haftasında belirlenen konu hakkında bilgisi ile tam bir görsel ve tarihsel şölen yaşatan bu program aynı zamanda birçok bireyin ” müzik ” hakkındaki düşüncesini değiştirmişe benziyor.

Bu haftanın konusu ” enver paşa ” idi…
Enver paşa hakkında ciddi bir bilgi birikimi, çokça soru ve kitap ismini hayatıma katmış bir program olarak da hatırlanacaktır.
II. Abdülhamit tarafından kurulan okulda sanat eğitimi de alan Enver Paşa’nın duygusal yaşantısı, yetenekleri ve komuta kademesinde yapabildiklerinin anlatıldığı programda konuk olarak bulunan bir vatandaş da Enver Paşa’nın soyundan olduğu için belgeler çok sağlamdı. Özellikle çizmiş olduğu resimler, eşine gönderdiği mektuplar ( ki genelde 50-60 sayfa süren mektuplardan bahsediyoruz ) sarıkamış hakkında detaylı bilgiler ilgi çekiciydi.

Programda Atatürk hangi takımlıydı, Enver Paşa hangi takımlıydı falan gibi sorular vardı bir yorum beni ve oradaki konukları çok güldürdü.
Bir Fenerbahçe taraftarı, ” Atatürk, genetik olarak Fenerbahçelidir, nitekim gözleri mavi saçları sarıdır ” diyerek herkesi güldürmüştür. Bu arada Atatürk’ün futbol ile fazla ilgilenmediği belirtilmiştir.

ve Evet, Perşembe günü İzmir’deyim.

Kısa kısa

Posted by Bay Bill on Ağu-11-2010

- Yakın zamanda İzmir’e gidecek olmam bile kan akışımı hızlandırıyor.

- Yaz okulunun sonuna gelmek güzel bir duyguymuş, ramazanın başlamasıyla birleşmesi de ulvi bir his yaratıyor, kaç kez iki mutluluk bir yaşanır ki?

- Pazarlık adlı bir kitap okudum, hoş yazılmış belgeleri falan osmanlıca olduğu için gerçekliğini kanıtlayamadım ama eğer adam belgeleri kitabın arkasına sıkıştırmışsa mutlaka ki doğrudur diyerek inandım.  II. Abdülhamit on numara bir padişahmış gibi yansıtılmış. Elbette doğruları vardı ama II. Abdülhamit benim kriterlerime göre statükoyu bile koruyamamıştır. Yine de güzel bir lafı var ki msn’de nick bile yapılır.

“kırk yıl, kırk yıl şu devletlerin birbirine düşmesini bekledim. onlar birbirlerine düştü, şimdi ben tahtta değilim”

Yani V. Mehmet yerine kendisi olsaydı bundan faydalanabileceğini söylüyor. Bilemeyiz tabi…

Bir de Bismack’ın kendisi için  100 gram aklın 90 gramı II.Abdülhamid Han’da, 5 gramı bende 5 gramı da diğer siyasilerdedirdediği söylenir. Bu söz bana pek gerçekçi gelmedi, demiş olabilir ama Bismark tepemize binmiş bir adamdı. Dönemin şartları ele alındığında böyle bir söz söylemesi pek mantıklı gelmiyor.

- Başbakanlığın bilinmeyenleri adlı bir kitabı da kütüphanede bulup okumaya başlamıştım. Sonra sardı ve eve getirip bitirdim. Küçük hikayelerden oluşan bu kitap Merhum Bülent Ecevit’e bir kat daha saygı duymamı sağladı. Şimdilerin siyaseti hakkında da fikir uyandırıyor. Yazarı Fatma Sibel Yüksek…

-Francis Bacon ” bilgi güçtür ” demiş ve beni benden almıştır. Bilgili olduğumdan falan değil ama önemli bir laf bana göre…

- Bana kişisel bilgilerinizi girmeden rahatça soru sorabilmek için ” http://www.formspring.me/ersinkx ” adresini kullanabilirsiniz.

- Sorular ” diferensiyel denklemler ” ile ilgili olmazsa sevinirim. Pek başarılı olmadığım bir konu…

- Referandumda ne dediğiniz önemli değil, neye dayanarak oy verdiğiniz önemli sevgili dostlar, bilgi sahibi olduktan sonra kendi fikrimizi sandığa götürelim, particiliği bir kenara bırakalım.

- Starter for 10 güzel bir film, sonunda kendinden uzun bir kıza yazması da ilgi çekici… ( hoş bana hep garip gelmiştir kızın erkekten uzun olması ya neyse )

Deliriyoruz

Posted by Bay Bill on Ağu-5-2010

- Evet, millet olarak çok ciddi psikolojik sorunlar yaşadığımızı düşünüyorum. Sık sık yürüdüğüm yenimahalle yolunda son 2 haftada 4 kere kendiyle konuşan insana rastladım. Evet, bildiğiniz kendiyle konuşuyordu. İnsanlar deliriyor, siyaset ile ne kadar alakalı yorum yapmak istemiyorum ama sorunumuz var.

- Yaz okulunda özensiz yapılan ders programı nedeniyle derslerim arasında 2-3 saat boşluklar oluşuyor. Çarşamba ve Perşembe günleri bu boşlukları kütüphane de değerlendiriyorum.

Bunun bana yararı kuşkusuz genel kültür bazında oldu. Birçok kitabın ilk 20 sayfasını okuyarak hakkında fikir ediniyorum, beğenirsem devamını getiriyorum. Mesela Eski Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer hakkında bir kitabı çok okumak istiyordum ama elime alıp 20 sayfa okudugumda fark ettim ki adam köşe yazılarını derlemiş…

Yazın kütüphane’nin boş olması acayip güzel, kendini hazine içerisinde yalnız hissediyorsun, acayip bir duygu.