Düşüncelerin gizemini kaybettiği blog

Yazılmayanları yazan farklı bir figüran

Archive for Temmuz, 2010

Muzo’ya konuk oldum.

Posted by Bay Bill on Tem-30-2010

Yıllar önce dinlediğim bir radyocuya yaklaşık olarak 7 dakika konuk oldum. Genelde konuklarıyla 2-3 dakika konuşan bu adamı sürekli tıkadığım için 7-8 dakika konuşabildik…

Zaman zaman düşük espriler yapsa da çok eğlenceli bir bağlantıydı.

En sonunda da kendince laf soktu ve telefonu kapattı. :)

Aslında cevap verebilcek konumdaydım.

Neyse, eğlenceli ve güzeldi. Gelecekte tekrar arayabilirim.

radyo kaydını buradan indirebilirsiniz.

http://www.gumuldur.org/ersin.zip

Yine mi güzeliz yine mi çiçek

Posted by Bay Bill on Tem-19-2010

Bu yazıda birkaç farklı konuya değinmek istiyorum.

İlk olarak ” şans ” faktörü ve hayatımdaki yeri.

Hepimiz zaman zaman kendimizi şanslı hissediyoruzdur. Ben pek hissetmiyordum aslında, yani şanssızım diye bir düşüncem yoktu ama hayatımda olanları şans süzgecinden geçirmiyordum. Ne zamana kadar?

Dün arkadaşıma başımdan geçenleri anlatana kadar. En sonuncusunu anlattığımda yok artık ” lebron james ” dedi. Sık sık lebron james demeyen biri olduğu için beni de düşünceye itti.

Neydi efendim o olay?

Haziran ayının elektrik faturası gelmiş, tarafımdan sürekli ertelenerek ödenmemişti. Geride bıraktığımız haftanın cuma günü bedaş’ın elemanları elektriği kesmeye gelmişler. Bu sırada üst komşumuz elemanları görüp ” evladım yazık, onlar öğrenci kesmeyin elektriklerini ” demiş. Adam borcundan dolayı kesmek zorundayım teyzecim, bugün ödeyeceklerse bırakabilirim anca diye bir karşılık vermiş. Teyze de bizim abone numaramızı alarak doğruca ptt’ye gidip borcumuzu ödemiş.

Tabi ben bunlardan habersiz akşam eve geldim, teyze de durumu anlatmak için zili çaldı. Anlattı olanları…

Faturayı uzattı ve paranız olunca ödersiniz evladım dedi. Bir memnun oldum ki anlatamam. Memnun olduğum kadar mahçupta oldum tabi… Bu olayı anneme anlattığımda ” izmir’li galiba ersin ” yanıtını aldım. Nereli olduğunu bilemiyorum ama gerçekten çok güzel hareketti. Tabi teyzenin parasını hemen verdik ki yarın bir gün yine elektrik kesilmesinden kurtarması için bi’ dayanağı olsun…

Eğer teyze olmasa cuma günü elektrik kesilecek ödeme pazartesi yapılabilecekti. Dolapta bulunan her şey bozulacak muhtemelen ben de küfür yüzünden ciddi oranda günaha girecektim.

Bu benim hayatımda sık sık olmaya başladı. Yani bu şans olayları. Arkadaşımın “şanslısın” lafını kullanmasıyla bi’ istişare yaptım da… Evet, ben şanslıyım.

Ne zaman ” işte şimdi bittim, artık olmaz ” dediysem hep bir şey oldu. Maradona’nın deyimiyle zor kaldığımda hep ” Tanrı’nın eli ” gelip beni bir şekilde kurtardı.

Bu konu oldukça iğrenç ama anlatmanın faydası olacaktır. En azından bay bill olmanın bir kuralı daha öğrenilmiş olur.

Kadın – Erkek ilişkileri konumuz…

Ataerkil bir toplumda yaşıyoruz. Erkekler her şeyle övünebilirken bayanlarda bu söz konusu olmuyor. Sürekli bir şeyleri içlerinde yaşamak zorundalar. Özellikle erkek arkadaşlarıyla yaşadıklarını… Bizdeyse öyle değil, bir erkek eve kız arkadaşını getirdiğinde yaşanan her şey paylaşılır. Paylaşılıyor yani… Hem de tüm çıplaklığıyla… Nitekim biz erkek olduğumuz için hayatımız saydam olmalı ve evet sex ile hava atmalıyız.

Bay Bill olarak bir kez bu hataya düşmüştüm. Yani yaşadıklarımı topluma anlatmasam da çok yakınıma anlatmıştım. En nihayetinde mahremimi paylaşmıştım ama cezamı da çekmiştim.

Derken arkadaşlarımda da aynı hatayı görmeye başladım. Defalarca bunun yanlış olduğunu söylesem de anlatmaya devam ettiler. Bir tanesi 2 ay önce falan ciddi bir trafik kazası geçirdi. Bir tanesi de dün hafif yüz felci geçirmiş ki Allah korumuş ikisini de…

İkisinin de ortak lafı ” ah aldık ” oldu.

Evet, ah aldınız sevgili dostlar…

Ben hiç ah aldım mı bilmiyorum, yani en azından bu tip bir şeyi anlattığımda yaşadığım kişi öğrenmişti ve gizli bir şey kalmamıştı. Bunun açıklamasını yapamıyor insan tabi, ah aldım mı yine de bilmiyorum. Ondan sonra olan ilişkilerimde de mahrem sayıp anlatmadığım için iç rahatlığıyla ah almadığımı söyleyebilirim.

Kızlar da bu konuda biraz duyarlı olmalılar ama, ota boka bela okumak hoş olmuyor. İlişki bittikten sonra rahat bırakın bizi…

Son olarak bu ” yine mi güzeliz yine mi çiçek ” şarkısı ne güzel olmuş öyle…

Eğer seçim yaptığınızı düşünüyorsanız ve gidişat size böyle bir hak tanıyorsa…

Yani mecbur değilseniz.

Yaz okuluna gelirken düşündüğüm kuşkusuz kendimi geliştirip boş zamanlarımı iyi değerlendirebileceğim bir yazdı. Bu sosyallik anlamında iyi değerlendirme değil, en azından gelecekte yapmayı düşündüğüm iş için ekstra bilgi yüklemekti.

Oysa işleyiş çok farklı…  Mavi ev’de arkadaş olduğumuz biri ve ardından oluşan bir grup ile sürekli kızılay, bahçeli civarlarındayız. Bu arada şu ünlü ” tunalı hilmi ” caddesini de bu yaz öğrendim. Yakında zannediyorum ki atakule’nin doruklarına da gideceğiz. Sosyal ortam iyi, ancak yapmak istediklerime zaman kalmıyor. Eve geldiğimde hafif alkollü olmadığım gün yok denecek kadar az… Yine de bundan şikayetçi değilim nitekim çok sağlam bir arkadaşlık ortamı oluştu..

Hâlâ elif şafak ” aşk ” ve adam fawer ” olasılıksız ” okuyan bireyleri görüyorum. Hatta fotoğraf çektirip facebook’a falan koyuyorlar.

Kitap okumak güzel şeydir ama reklam için kötü bir malzemedir. En azından 21. yüzyıl koşullarında kitabın yeri bu değildir.

Eskiden bahsettiğim şu makyavelist siyasetçi, joseph fouche…

Stefan Zweig tarafından sağlam şekilde biyografisi sunulan bu adama hayranım. En azından makyavelist yönüne…

Kitapta ve dolayısıyla adamın hayatında beğendiğim ve aklıma getirdikçe hafif tebessüm ettiğim bir bölüm var.

Zenginlerle ciddi sorunları olan fouche eline yetki gelince birçok zengini dize getiriyor, fakir halka yardım etmelerini zorunlu kılıyor. Ardından merkeze, bulunduğu bölgedeki durumu özetleyen şu yazıyı gönderiyor.

” Burada hayat düzene girdi. Neredeyse kimse zengin olmak istemiyor ”

Fouche’nin görevi halkın arasındaki uçurumu gidermektir. Bu işi kısmen ustalık kısmen zorbalıkla gayet iyi başarıyor.

In foçe we trust demekten başka bir şey bırakmıyor bize…

İyi de benim kafam güzel

Posted by Bay Bill on Tem-5-2010

Şimdi bahsedeceğim konu içki ile ilintilidir ve çocukların ekrandan uzak tutulması önerilir. Nitekim içki birçok kötülüğün anasıdır.

Vakt-i zamanında bir akrostiş şiir sitesi açtık. Burada sevgililere özel ” akrostiş şiir istek ” bölümü oluşturduk. Başlarda bu yaptığımız sistem gayet olumlu ve ağır kullanılıyordu. İstekleri yerine getirmek için önümüzde uzunca süre bırakılıyor biz de en güzeli yazıp kullanıcıları ulaştırıyorduk. Derken ziyaretçi sayısı artmaya başladı ve bu bağlamda isteklerin sayısı da bir o kadar artış gösterdi. İstekleri bir türlü yanıtlamaya çalışsakta zaman zaman aksaklıklar olmuyor değil…

Bugün yine yönetim panelini açtım ve isteklere bakıyorum. Barış ismi için akrostiş istemiş bir ziyaretçi, saat gece 01.00…

Ciddi oranda alkol almışım o halde girdiğim yer akrostiş sitesinin yönetim paneli, ben de bir garibim elbette, inkar etmiyorum.

Bir başlık açtım, ” barış ismi için akrostiş şiir ” diye… Buraya kadar her şey alışılmış şekilde gidiyordu. Olay son nokta olan şiiri yazma kısmına gelince biraz durdum. Bir şeyler düşünmeye çalışıyorum ama alkol olanca gücüyle bunu engelliyor. Bir süre daha durup aynen dedim. “ iyi de benim kafam güzel

Ulan it, kafan güzelken ne diye giriyorsun sitene, yatıp uyusana, değil mi dostlar?

Aslında yaptığım pek mantıklı değildi ama o anki halim gayet hoş geldi gözüme…

Kendisi biçare durumda olan birinin başkalarına yardım etmeye çabalaması ne hoş…

Unutmayacağım ve efsaneleştireceğim bir hal beyanı olacaktır. O yüzdendir ki buraya yazarak meseleyi ölümsüzleştiriyorum.