Düşüncelerin gizemini kaybettiği blog

Yazılmayanları yazan farklı bir figüran

Archive for Haziran, 2010

Yüzünden hüzün akan palyaço

Posted by Bay Bill on Haz-26-2010

2010 yılı…

Yağmurlu bir İstanbul günü…

Deplasmana gitmiş bir dolu taraftar, haydarpaşa garında bilet işlemleri yapıyor. Arkadaşlarını oraya bırakmış diğer grup ise yağmurlu günde haydarpaşa’nın keyfini çıkarıyor.

İki sevgilinin garın önündeki kayalıklarda nacizane bir şemsiye altında birbiriyle konuşmasına tanık oluyor içlerinden biri…

Sevgililerin her iki yanında bira şişeleri…

O gün ikinci kez işitiyor delikanlı o sesi…

” İstanbul; Sen mi büyüksün, ben mi? ”

Aşkın o mükemmel gücüyle yardırıyor aşık delikanlı…

İstanbul’a kafa tutacak kadar değerli ve büyük bir güç alıyor sevdiğinden…

Hani o her başarılı erkeğin arkasında duran kadın var ya, işte o sahnede başrolde oynuyor herhalde…

Sahneyi uzaktan izleyen Göztepeli delikanlı yoluna devam ediyor. Garip şekilde bir palyaço ile karşılaşıyor. Yağmurdan yüzü akan, mutsuz ve her şeyini kaybetmiş bir palyaço…

Görevi eğlendirmek olsa da bunu gerçek hayatına yansıtamamış hüzünlü ve biçare palyaço…

Hani o hep eğlendiğini düşündüğümüz, işine akıl sır erdiremediğimiz üstadlar…

Yağmur mu üzmüş onu yoksa bir fani mi, ilk bakışta anlamak güç…

Şiddetini arttıran yağmura yüzünü dönüyor palyaço, yağmurlar tüm hızıyla çarpıyor renkli yüze…

Tüm yapaylık yavaş yavaş süzülüyor ve özüne dönüyor palyaço adam…

Her türlü duyguyu yaşayan zavallı insana…

İstanbul’a yenilmiş belli ki…

Böylesi heybetli bir şehri karşısına alan insanoğlu sıkça yeniliyor herhalde İstanbul’a…

In izmir, we trust!

Posted by Bay Bill on Haz-21-2010

Ne kadar izmir milliyetçiliği ile suçlansakta bundan zerre gocunmuyoruz. Bizi milliyetçilikle suçlayanlar da bu güzel şehre gelince değişen fikirleri katmerliyor milliyetçiliğimizi ve gittikçe artıyoruz.

Bu sene iş nedeniyle 4 ay ankara’dan pek hareket edemedim. En sonunda başladı İzmir maceram.

Yaklaşık 2 hafta sürecek olan maceranın sonuna geldim, perşembe yine yolundayım varoş toprak ankara’nın…

Kısa süre izmir’de kalmanın her avantajını fazlasıyla kullandım. Emrime bir araba tahsis edildi sevgili babam tarafından, bununla kalınmadı ve bu kısa süre içerisinde büroya canım istediğinde gidebileceğim söylendi. Dilediğince tatil yapabilirsin dediler kısaca…

Son olarak güzel bir tatile gittim. Hem de tek başıma…

Gayet eğlendim, yeni arkadaşlar edindim gittiğim yerde, seneye tekrar görüşmek dileğiyle ayrıldım.

Perşembe başlayacak ankara macerası da bu denli keyifli olur diye umuyorum.

Yeni maceralarımı yine tüm gizemiyle kısa süre içerisinde buraya dökeceğim. Bunlar yalnızca başlangıçtı.

Makyavelist bir siyasetçi hakkında yazılan bir kitap okuyorum şu sıralar, gayet enteresan bir hayat öyküsü ve tamamiyle gerçek…

Ciddi bir makyavelist olma yolunca ilerleyen bay bill olarak sizlere dürüst şekilde son yazılarımı yazıyorum.

Dün ( 31 mayıs 2010 ) televizyonlarda yayınlanan görüntülerden bahsetmek gerekiyor. İsrail, Türkiye ve olayların uzağında kalan Filistin…

Bir gemi var, Mavi Marmara adında…

Türk gemisi ve mürettebatı da aynı şekilde Türk…

Bu gemi Filistin’e insani yardım gönderiyor. İçerisinde ne olduğunu bilemesekte tahmin edebiliyoruz. Yiyecek, giyecek bir şeyler var. Ne yok?

Silah yok!

Bu gemiye İsrailliler tarafından, üzerinde Türkiye ve Amerika Bayrağı olmasına önem verilmeden saldırı düzenleniyor. 21. yüzyılda bu bir yanlış sayılmaz herhalde… Hele ki gemi kaptanına bağlanıp koordinatlarını belirtmeleri istendikten sonra…

İsrail botlarla ve helikoptor ile askerlerini indiriyor gemiye, bir kişinin elinde de kamera, çekiyor bu vahşeti…

21. yüzyıldayız.

Türk gemisindeki mürettebata karşı “gerçek silah” kullanılıyor ve birkaç kardeşimiz / abimiz şehit oluyor.

Ardından Türkiye ayağa kalkıyor, ne için?

Filistin için…

Filistin!..

Ulan ne alaka?

Yapılan yanlış tamamiyle Türk ordusuna yapılmıştır.

Türk gemisinin ve Türk mürettebatının onuru ayaklar altına alınmıştır.

Ne bu koca koca filistin bayrağı?

Filistin’e kardeşlik mesajı vermenin zamanı mı?

Ha müslüman kardeşinin yanında olduğun için sevap kazandığını düşünüyorsan o başka…

Bizim dinci kesimde Türk bayrağından başka her bir şey var, dün gördük… Suudi Arabistan bayrağı bile…

Gemide yardıma giderken şehit olan kardeşlerimizi düşünüyorum da sonra, bu adamlar için mi şehit oldular yani diye uzunca iç geçiriyorum. Onların adını bile anan yok çünkü…

Kahrolsun İsrail, Yaşasın Filistin çığlıkları var sokaklarda…

Mahmut Ahmedinejad diye şeriatın getirdiği bir lider çıkıyor televizyona…

Şeriatı zerre sevmesem de bu adamın liderliğinden şüphe duymuyorum.

Öyle laflar ediyor ki Türkiye’ye gelin dağıtalım gelelim mesajı gibi algılıyorum bunu…

İran’ı tenzih ederim ama benim tanıdığım diğer müslüman kardeşler bir savaş sırasında kesinlikle yan çizecektir.

Yine Türkiye olarak dımdızlak kalacağız ortalıkta…

Sonra bir çocuk soruyor babasına ” bu nasıl hayat baba, kaçıncı yüzyıldayız ”

Babası cevaplıyor: ” hala 21. yüzyıldayız oğlum, hala… “