Düşüncelerin gizemini kaybettiği blog

Yazılmayanları yazan farklı bir figüran

Archive for Mayıs, 2010

Yerinde ve güzel bir tepkidir. Maden işçileri için toplumun özelliştirmeye en ağır cevabı olacaktır. Tabi insanlar riayet ederse…

1 Haziran saat 21.00′de tam olarak 1 dakika ışıksız kalarak bu toplumsal tepkiye bireysel varlığımızla destek olabiliriz.

-Sen olacak mısın bay bill?

+Olmak isterdim ama bizim ev yeraltında, yine de kendi çapımda ışık söndüreceğim ama bunu hisseden yalnızca tedaş ile sayaç okumaya gelen taşeron şirket elemanı olacaktır. Faturamda tam 1 dakikalık bir indirim görüp nedenini soracaktır diye düşünüyorum.

O değil de gerçekten içim acıyor. Yaz ayı da gelmişken pencere açamamak, açsan bile yoldan geçen insanlara yer altından bakmak çok garip… Tamam, öğrenci olabiliriz ama bu kadar aşağılanmamalıyız.

1 Haziran 2010 günü tüm gönül dostlarını haklı protestomuza bekliyoruz. Kârım ne olacak demeyin, bir dakika bir dakikadır. En keko adam bile 1 dakika daha az elektrik tüketmiş olacak, dünya’ya bir faydadır bence, bu tip protestolar sık sık yapılmalı.. Hatta zaman 5 dakikaya uzatılmalı ki maksimum fayda sağlansın…

Bugün bir grup insanın konuşmasına kulak misafiri olduğum an işittiğim, muhtemelen bir insan için kullanılmış tanımlama…

Bir inancınızın olmadığını var sayalım, yani Tanrı’nın yarattığı her şey güzeldir lafını bir kenara bırakarak analiz edelim. Bir insan tanımlaması yapılırken hayvan olarak sevip saydığımız ancak tip olarak insandan bir önceki versiyona tekabül eden maymuna benzetilmek bir insan için iyi bir şey olmasa gerek…

Bu benzetilme iyi bir şey değilken benzetmeyi yapanı es geçecek değiliz…

Bir insanı tanımlarken maymun benzetmesinin kullanılması ne kadar doğrudur?

Bu ne tür geri düşüncenin, ne tür kendini beğenmişliğin belirtisidir bilemedim.

Bir kızın, muhtemelen bir erkekten bahsettiği o dakikalarda kızdaki tavan yapan egoyu ders diye okutmak gerekirdi. O an tipi değil ama düşünceleriyle dibe vurmuş bir insandı. Bir kız için gözümde düşülecek son noktaya çakılan bu ” güzel ” kız neyi kanıtlamaya çalışıyor, arkadaşlarının gözünün önüne ne tür bir insan modeli koyuyordu.

Hiç tanımadığım bir insanın savunmasını yapacak değilim, maymuna da benzeyebilir ki yaratılış itibariyle birçok insan gerek fiziki gerek beyin olarak maymun’a benzemektedir. Hele ki evrim diye bir şey hâlâ tartışılırken…

Kişisel bir olaydan bahsedip onu ergenliğe ve dolayısıyla hayata bağlayacağım.

Üniversite 3. sınıftayım ve sürekli gezip tozduğum, ciddi anlamda fikir paylaşımı yapamasam da yanında rahat olduğum bir kızla zaman zaman görüşüyoruz. Bunun yanında günübirlik ve haftalık ilişkilerim de olmuyor değil ama bunun konumuzla alakası yok, sadece kendimi yanlış tanıtmak istemedim. ( erkeklerin basit egoları diyebiliriz )

Kızla buluştuğumuz günler genelde cumartesi ya da pazar’a tekabül etmekte, o günlerde part-time çalıştığı için konu oraya gelmekte…

Bir erkek olarak baba parası yemek, o parayla çalışan bir kıza yemek ısmarlamak ne kadar ezik bir durum tahmin edemezsiniz… Her buluşmamızdan sonra eve döndüğümde web işlerine ciddi anlamda sarılıyorum ama nafile, bir yerden sonra kahrolası msn’de bir şeyler beni çekiyor.

Ana konuya geliyorum.

Ergen gençlere genelde mantıklı davranmaları tembih edilir, zaman zaman da yol gösterilir. Ergen genç üzerinde bu iyi niyet çoğu zaman ters teper ve bildiğini okur. Az büyüdüğünde ( ki gençlik diyoruz ) kızlarla ciddi ciddi ilgilenmeye başlar. Bir şekilde tavlamaya çalışır o dünya harikası yaratıkları… Burada başlar genç adamın hikayesi ve şöyle devam eder;

Babasından aldığı parayla sürekli kızlara yatırım yapar. Sevgilisi varsa onunla çeşitli sosyal etkinliklerde bulunmaya, yoksa da bir kız arkadaş yapmak için gerekli materyalleri toplamaya…

En nihayetinde bir sevgili hayatında çok şeyi çözecektir. ( bir dönem böyle düşündüğüm doğrudur. )

Gün geçtikçe büyüyen insan, yanından yaşıtlarının son model arabalar, süper kızlarla geçtiğini gördükçe daha bir koyverir kendini, üç-beş kuruş parasını da içkiye yatırır.

Büyükler yine araya girip akıl fikir seanslarını başlatırlar ama nafile, kişi geleceği görse bile olanları hissedemez, olgun bir insan çok farklı şeyler tadar dokunduğu şeylerden… Gençler henüz hayatın güzelliklerine baba yardımıyla ulaştıkları için düşünmezler ne olacağını, tek hedef bir kız arkadaştır.

ve olur.

Bir kız olur ama fazla uzun sürmez…

Başka birisi olur çok uzun sürse de hayatın gerçekleri ayırır çifte kumruları.

Nedir bu gerçekler?

Aslında pek tecrübe etme fırsatım olmadı, henüz 21 yaşında yeniyetme bir gencim.

Anladığım kadarıyla para kazanmak önemli, bu parayı mantıklı kullanmak ise çok önemli…

Kapitalist dünya’da para, mutluluk için ciddi bir yapışkandır. Sevgililerse değişken… Paranın değiştirebildiği değersiz parçalar.

( yazar bu yazısında sıçmış, neyse ki kimse tanımıyor. )

Koca koca adamların bira içmesi

Posted by Bay Bill on May-11-2010

Aslına bakılırsa ayıplanacak bir durum değildir. Ülke şartları göz önüne alındığında olağandır da…

Bünye alkol ile hayatın stresinden uzaklaşmak ister, bütçe de bu durumda elverişli değilse yapılacak şey bira ile bünyeyi oyalamaktır. Buraya kadar her şey insani olarak doğaldır ve yaşam hengamesi içinde hoş görülebilir.

Kişi bu bira ile fotoğraf çekilip oraya buraya yayıyorsa buna bozulurum. Maddi olarak bira onun alabileceği en lüks içki olabilir, saygı duyarım. Duygusuz bir adam değilim ama neden fotoğraf çekilirsin ki?

Ben bira içiyorum havaları nedir yani?

Ben efes’in ameleliğini yapıyorum, onlar üretiyor ben de kanalizasyona kadar arkadaşa yardım ediyorum durumlarını hepimiz bilmiyor muyuz?

Havan kime güzelim diyesim geliyor böyle insanlara…

İlk yazdığım zamanlar

Posted by Bay Bill on May-7-2010

Garip bir heyecan sarmıştı etrafımı, daha az düşünerek kuruyordum cümleleri… Kompleks yollardan basit şeyler alantmıyordum o zamanlar, hala anlatabildiğim söylenemez ama kelimelerde daha bilmişlik var.

İlk yazdığım zamanlar herkese gönderirdim yazılarımı, sanırdım ki en iyi ben yazıyorum, en kaliteli yazılar ilerde benim kalemimden çıkacak…

İlk yazdığım zamanlar bir sevgilim vardı, her dakika hakkında kuruntular çıkardığım, onu sevdiğimi dile getirerek hissettirmemeye çalıştığım.

İlk yazdığım zamanlar ne olursa hayatımda o vardı blogumda… Şimdilerde yok o kadar ifşa, kısmi olarak sürdürüyorum geleneği…

İlk yazdığımda 2007′yi gösteriyordu takvim, saat bilmem kaçı…

İlk yazdığımda Ankara’daydım, soğuk bir Gölbaşı gününde başladım.

İlk yazdığımda merhaba diye başladım yazıya, şimdilerde direkt gelişme bölümüne giriyorum.

İlk yazdığımda 18 yaşındaydım, biçare ergendim.

O yoktu ilk yazdığımda, bu yazıda da yok…

Diğeri vardı ama çok karışmasın kafalar…

İlk yazdığımda ben vardım, hâlâ varım.

89′da başlanan hikayeyi sürdürüyor ebeveynlerim, ne usta kalemler, öyle değil mi?

Bu kahraman şu an çok yorgun, biraz dinlenmeye ihtiyacı var ve biraz inziva’ya…

Eyvallah…

Okul dışında ( ki çok uzun sürelere tekabül ediyor ) pek bir şey yapmayan, arkadaşlarıyla takılmak ve kitap okumak dışında bir de bilgisayarda çeşitli sektörlerle uğraşan biriydim. Bir gün o part – time işi buldum ve hayatımda bir şeyler değişti.

Öncelikle çalışacağım işin bilişim sektörü içerisinde yer alması, beni her gün işe çeken, kendimi geliştirmemi sağlayan bir sebepti. Bunun yanısıra alacağım para da cabası olacaktı. Düşüncelerin değişmesi de tam olarak insanın kafa yapısı olarak dingin olmasından kaynaklanıyor. En önemlilerinden birisi de birçok olaya daha geniş bakabiliyorsun ve kendinle çok fazla baş başa kalmıyorsun…

İnsanın kendiyle baş başa kalması başlıbaşına gereksiz ve bir o kadarda zararlı bir şey…

Birçok internet sitesi projemi, tozlu raflardan çekip aldım. Nitekim artık kendi paramı da kazanabiliyordum, ciddi anlamda bir özgüven kazanmıştım.

Hepsinin yanında güzel de bir iş ortamı vardı. Hala var.