Tanımlanması güç bir duygudur. En azından benim için bir duygudur aşk…
Her geçen gün önemini yitiren, garip bir olgudur ayrıca…
Öyle ya, bir shakespeare’nin yaşadığı ve anlattıklarıyla şimdilerde yaşanan ve anlatılanlar arasında bir bağ görebiliyor musunuz?
Oysa aşk; teknolojik bir ürün değildir, bu yüzden ondan çok fazla manevra yapması beklenmemelidir.
Türkiye’ye dönersek, 20. yüzyılın başından başlayarak 21. yüzyıla gelirsek nasıl bir yol izlediğini görebiliriz?
Ülkenin bir kurtuluş savaşı mücadelesi verdiği doğrudur, peki o yıllarda yenişen insanların aşkla büyümeleri nasıl bir teori ile açıklanır?
Bir kelimeyle binlerce cümlede anlatılmayacak şeyi anlata şairlerin yaşadıkları aşk nedir?
Ya da liderlerin yaşadıkları aşklar?
Napolyon’un mesela…
Bir kadın için hüngür hüngür ağladığı söylenir.
Güçsüz olduğu tek konunun o kadın olması, tuhaf değil midir?
21. yüzyıla geliriz sonra…
Dürüst olmak gerekirse ben ciddi anlamda aşk kavramının geçerliliğini yitirdiğini düşünmekteyim.
Gerçek aşkların yaşandığı yıllarda aşktan ne kadar bahsedilirmiş, merak ediyorum.
Aşk için neler yapılırmış, giderse başkası mı bulunurmuş…
Eğer bulunmuyorsa şimdiki aşk nasıldır ki bi ona bir buna aşık olunabilmektedir.
O aşksa buna yeni bir tanım yapılmalı mıdır?
Çok soru sordum kendime, biraz inzivaya çekilip düşünmeliyim.

