Düşüncelerin gizemini kaybettiği blog

Yazılmayanları yazan farklı bir figüran

Archive for Mart, 2010

Aşk nasıl bir şey ki?

Posted by Bay Bill on Mar-30-2010

Tanımlanması güç bir duygudur. En azından benim için bir duygudur aşk…

Her geçen gün önemini yitiren, garip bir olgudur ayrıca…

Öyle ya, bir shakespeare’nin yaşadığı ve anlattıklarıyla şimdilerde yaşanan ve anlatılanlar arasında bir bağ görebiliyor musunuz?

Oysa aşk; teknolojik bir ürün değildir, bu yüzden ondan çok fazla manevra yapması beklenmemelidir.

Türkiye’ye dönersek, 20. yüzyılın başından başlayarak 21. yüzyıla gelirsek nasıl bir yol izlediğini görebiliriz?

Ülkenin bir kurtuluş savaşı mücadelesi verdiği doğrudur, peki o yıllarda yenişen insanların aşkla büyümeleri nasıl bir teori ile açıklanır?

Bir kelimeyle binlerce cümlede anlatılmayacak şeyi anlata şairlerin yaşadıkları aşk nedir?

Ya da liderlerin yaşadıkları aşklar?

Napolyon’un mesela…

Bir kadın için hüngür hüngür ağladığı söylenir.

Güçsüz olduğu tek konunun o kadın olması, tuhaf değil midir?

21. yüzyıla geliriz sonra…

Dürüst olmak gerekirse ben ciddi anlamda aşk kavramının geçerliliğini yitirdiğini düşünmekteyim.

Gerçek aşkların yaşandığı yıllarda aşktan ne kadar bahsedilirmiş, merak ediyorum.

Aşk için neler yapılırmış, giderse başkası mı bulunurmuş…

Eğer bulunmuyorsa şimdiki aşk nasıldır ki bi ona bir buna aşık olunabilmektedir.

O aşksa buna yeni bir tanım yapılmalı mıdır?

Çok soru sordum kendime, biraz inzivaya çekilip düşünmeliyim.

Bayan kibir – 2

Posted by Bay Bill on Mar-27-2010

Bayan kibir’in hikayesi ile ilgili ilk yazıya buradan ulaşabilirsiniz…

Bu hikayeyi gelecek nesillere aktarmak için açmış bulunduğum bu blog, psikolojik rahatlıkta getirmiş durumda…
Türkiye’de aşk acısı çok fazla kişi tarafından sık sık çekilir hale gelmiştir. Aşk ve sevgi önündeki tabuların yıkılmasıyla birlikte insanlar bu ilişkilerini birilerine anlatarak iç rahatlamalarını da sağlamış oluyorlar.

Bende vakt-i zamanında aşk hikayemi anlattım insanlara… Farkettiğim en önemli şey ise herkesin bu hikayeden sıkılıp dinliyormuş gibi görünmesiydi. Onları yargılayamazdım, bende günlük tutarak bu derdi başımdan attım. Burada da aslında mükemmel gözüken eski sevgililerin defosundan bahsedeceğim. Ne kadar sığ düşündükleri, ne kadar saçma hareket edip, saçma konuştukları tek tek bayan kibir bölümünde deşifre olacak…

Bayan kibir’in yeni hikayesi, ailesiyle alakalı…
Bayan kibir, doğduğu şehrin fakir bir semtinde dünya’ya gelmiş, bu semtte büyümüş ve muhtemelen bu semtten gelin olarak gidecek nacizane bir kızdı. Bundan utandığını göstermezdi ama içinde yanan büyük bir ateş olduğu nesnel bir bakışla rahatlıkla anlaşılabilirdi. Konuşmaları ve o anki mimikleri insanı ele veriyordu.

Zengin olamamak utanılcak bir şey miydi diye sıkça sordum kendime, babası ve annesi yaşadıkları hayattan mutlu değillerdi galiba bana bu konuda çeşitli bilgiler verirdi. Bu zengin olamamakla mı alakalıydı, annesi çalışmak zorundaydı, babası da hastalanmıştı son zamanlarda… Her şey kötüye gidiyor, tüm güzellikler ve iyileştirmeler benden bekleniyordu. En nihayetinde sevgilimdi ve bu doğal görevlerimden biriydi. Aslında erkeklerin birçoğu terapi konusunda başarılı diye o ulaşılamaz kızlarla sevgililer diye düşünüyorum. Eğer bu terapi olayından sıkılmazsanız o kızla bir ömür geçirebilirsiniz, ancak ben bu tip durumlara pek alışık olmadığım için sıkılıp bir yerden sonra arkadaşlarım gibi sadece dinleyip yorum yapmama yolunu seçmiştim. Bayan kibir anlatıyor, ben dinliyormuş gibi yapıyorum ve ” evet, hayır ” gibi basit cevaplarla geçiştiriyordum. İlişkimizin okyanusun derinliklerine doğru yolculuğu tam olarak bu anlardan sonra başladı. Ailede göremediği sevgiyi bende de bulamadığını düşündü ve benim ondan uzaklaştığım ve sorunlarını dinlemediğim gibi o da benden uzaklaştı. Böylece hikayenin bitimine yaklaşıyorduk…

Nereye gittiniz?

Posted by Bay Bill on Mar-22-2010

Hemen gidiyor musunuz?
Hemen mi?
Biraz daha, lütfen…
Yaşayamadıklarımız vardı ama…
Geri dönüş yok mu gidilen yerden, peki ya ne kadar sürecek gitmemiz, ne kadar sancılı olacak yolculuk…
Merak ediyorum.
Gidenler ne yapıyor, neredeler?
Reenkarnasyona da inanmıyorum zaten…
Lütfen, bırakın onları…
O benim annem, diğeri de babam…
Neden onlar peki?
Onlar çok iyiler, başkası olsun, lütfen…
Biraz daha…
Yaşayamadıklarımız var.
Beraber gidemediğimiz bir tatil, beraber yemek yiyemediğimiz akşamlar..
Sen hiç biri gitmesin diye yalvardın mı Tanrı’ya?
Peki ya noldu sonra?
Hadi ama…
Alamazsın onları…
Biz bağlıyız birbirimize..
Onları alman, zemin hazırlamandır benim için…
ve ben gelirim onlar için…
Ayıramazsın bizleri, bağımız somut değil bizim…
Gittikleri yerden yine eğiteceklerdir beni, yine annelik, yine babalık yapacaklardır.
Senin hiç ailen oldu mu?
Cinsiyetin bile yoktu, öyle değil mi?
Alma onları, rahat bırak bizi…
Sevgidir bizim bağımız, güçlüdür de…
Senin sivri ve keskin aletin ayıramaz bizi…
Aldığın emir, üzüyor beni…
Lütfen Tanrı’m, bir şans daha…
Yaşayamadıklarımız için…
Unuttuklarımız için…
Onca yıllık dürüstlüğümüz için…

—-

Onları aldı benden…
Uzaklara götürdü.
Yaşayamadıklarım kaldı bana…
Hayalleri ve fotoğraflarıyla…
Sevmiştim sizi, o giden ikili…
Anne ve Baba…
Hâlâ seviyorum sizi…
Hep seveceğim sizi…
Gittiğiniz yer ” cennet ”
Unutmayın, orası iyiler için…
Herkesin anne babasına yakıştırdığı yerdesiniz…
Siz benim anne babamsınız…
Kaldık abimle…
Hayata geldiğimizde yanımızda olanlar, bizi yalnız bıraktı.
Biz sizi yine de seviyoruz, işleyişe meydan okuyamıyoruz.
Geleceğiz oraya, çocuklarımızı bırakarak…
Ya da onlar olmadan ham ervah olarak…

( en sevdiklerime… )

Sen de gül ” çirkin kız “

Posted by Bay Bill on Mar-21-2010

Tüm adaletsizliğe rağmen göster dişlerini… Çirkin olsalar da önemli olan beynin hükmüdür. Elinde olmayan değişkenler korkutmasın seni, sen ki iç güzelliğin simgesi…
Nerde olduğun pek önemli değil, hayata geride başlamak senin suçun da değildi zaten…
Doğduğunda yazılmış olan kaderi yaşamak üzere görevlendirilmiş bir piyonsun sadece
Veyahut kendi hayatını yaşamak için kadere karşı gelen bir vezir
Aslında buna karar veren sensin…
Metro’da gördüğün küçük sarışın çocuğu severken, onun yaptığı hareketlere gülerken ne kadar da güzeldin…
Seni çirkin diye yaftalayanlara inat biçimsiz dişlerini göstermek suretiyle içten gülüşün, ne kadar da güzeldi.
Şekilciliğe karşı içtenlikle verdiğin o ders ne kadar da faydalıydı, öyle değil mi?
Seni tanımayı kendilerine artı olarak görmeyen insanların durumudur vahim olan…
Bu güzellikten kendilerini mahrum bırakan bir grup mazohist’in ne düşündüğü müdür önemli olan?
Çık sokağa ve beğendiğin her şeye, sevdiğin herkese gülümse..
İnsanlara fikirlerinin ne kadar sakat olduğunu göster bir kez daha
Senin için o kadar güzel ki dışın gölgeleyemiyor onu, bunu göster insanlara…

Haydi, gülümse ” çirkin kız ”

Virtüöz olabilmek…

Posted by Bay Bill on Mar-20-2010

Türkiye’de zor iştir.

Birincisi maddi olarak belirli bir sirkulasyonun olması gerekir, aksi halde gelişim süresince çok acı çekersiniz…

Ardından bu müziği pazarlamanız gerekir. En azından para kazanmak için bu aşkı birilerine sunma zorunluluğunuz vardır. Bazı virtüözler bunu isteyerek yapsa da bazıları sırf para kazanmak için yapmaktadır. Ülkemizde ne yazık ki tam anlamıyla sanatçı olmuş kişiler arkaplanda durmaktadır. Sanatçıya verilmeyen önem büyür ve ülkenin başına çeşitli platformlarda sorun olur.

Virtüöz olmanın bir diğer zor yanı da çaldığınız aletle yaşadığınız aşktır. Evet, bu büyük bir aşktır. Günün büyük bölümünü onunla geçirip başka bir şey düşünmeniz mümkün değildir. Yaşamını ona adamaktır, bu yüzdendir ki gerçek sanatçılardan birilerine zarar gelmesi pek zordur. O büyük aşkına öylesine bağlıdır ki ne aldatma vardır bu aşkın içinde ne de azalma…

Giderek büyeyen bu aşkın içine bir karşı cins girdiğinde mutlak yeri bu ikilinin ardındadır. Sanatçıyla yapılan evliliklerin en zor yanı budur. Bu yüzdendir ki sanatçılar ya evlenmemekte ya da meslektaşlarıyla izdivaç haline girmektedir.

Son olarak bir virtüöz videosu paylaşmak gerekirse;

Bayan kibir

Posted by Bay Bill on Mar-19-2010

Ankara’da yaşayan, sıradan olmayan bir üniversite öğrencisiyim. Öğrenci evi adı altında iki kan bağı olmayan erkeğin aynı çatı altında birleştiği minik bir evde yaşamaktayım. Eve kız geleceği zaman çeşitli isteklerle ev arkadaşımızı evden kovduğumuz o naif öğrenci evlerinden birine konuk edeceğim sizleri… Bu, uzun soluklu güzel bir blog çalışması olacak ve büyük kitlelere ulaşacaktır.

Gelelim eski sevgilime…

Kendisinin nereli olduğu pek önemli değil, öğrenci olduğunun bilinmesi yeterlidir. Aynı şehirden olmadığımız için Ankara’ya geldiği vakitlerde adresi bizim evimiz olmaktaydı. Bu hikayenin ana kahramanlarından biri olacağı için ona bir isim atamak gerekecektir. Bu kibirli kızın adı ” bayan kibir ” olsun…

Bayan kibir, Ankara’ya geldiği zamanlar bizde kalırdı. ( sokakta kalmasından iyidir )

Aynı evde kalmanın getirdiği paylaşımcılıktan ötürü; odamı, yatağımı, eşyalarımı, bir tas yemeğimi de kendisiyle paylaşırdım.

Yemek yapmaktan kısmen anlayan yapısıyla beni cezbedememişti. Bayan kibir’in en iyi özelliği, kendini çok iyi pazarlamasıydı. Bir şeyi iyi yapamasa da anlatımı o kadar kuvvetliydi ki karşısındakini o konuda rahatlıkla ikna edebilirdi.

Ankara’da sifon sistemi diğer illere göre biraz değişiktir. Efendim şöyle ki; Genelde sifon çekilir ve bırakılır, o kendi kendine boşaltım ve dolum işlemlerini yapmaktadır. Ankara’da ise bir vana yardımıyla su açılır ve kapatılır. İşte bu sistemden faydalanma taraftarı olan bayan kibir tuvalete girdiği her vakit ilk iş olarak bu vana’yı açardı. Nedeni basit; Sıçarken çıkardığı o enteresan sesler dışarı duyulmasın ve güçlü karizması yamulmasın… Gerçekte sıçtığını herkes bilse de böyle bir psikolojik rahatlama gereği duyan bayan kibir, ardından hiçbir şey olmamış gibi odaya gelir ıslak ellerini üstüne silerek, bakınız ne kadar temizim havasını ortama yayardı.

Demem o ki ne kadar düzgün bir adam olsam da sıçmayan ideal sevgiliyi henüz bulamadığım için üzüldüğümü sanan bayan kibir, her sıçıştan sonra biraz daha karizma olarak bitik gözüküyordu. İlk hikaye bayan kibir’in sıçtığını anlatmaktadır. Burdan da anlaşılmalı ki ben ve bayan kibir’de sizler gibi insanız…